PARİS - DİJON - LYON (4 - 9 Şubat 2024)
- yoncateke
- Oct 14, 2025
- 6 min read
Herkes bana dedi ki Paris’e üç gün yeter. Üç gün yetermiş doğru; ama müzelerine 6 gün ancak yeter. Henüz ilk günümüz bitti ama ne gördün derseniz sadece Louvre Müzesi’ni gezebildik bir de Nötr Damme’ın yanmış bedenini görebildik.
Pekala hadi başlayalım;
ENTERESAN DETAYLAR, UFAK HATIRLATMALAR…
Taksi uygun fiyata, aşağı yukarı şehir içinde bir yere gidecek iseniz 20 eur civarında ödüyorsunuz. Biz Molen Rouge’ye giderken taksi kullandık ve fiyatı makul geldi. Özellikle havaalanından otelinize taksi ile gidin derim, eğer iki kişi iseniz aynı paraya denk gelir.
Sandviçleri çok güzel, mutlaka bir öğlen deneyin.
Kruvasan yemeden dönmeyin.
Çorbalar hafif püre kıvamında.
Brassier’lerin önünde kuyruk oluyor ve bu şekilde içeri girebiliyorsunuz.
Fransızlarda kurbağa bacağı ve salyangoz çok tercih etmiyor. Belki ayda yılda bir diyorlar.
Planınızı yaparken bizim yaptığımız hatayı yapmayın mutlaka Paris planınıza D’Orsay müzesini de koyun, yoksa vakit kalmıyor.
Araba kiraladıktan sonra çok vakit kalmadığı için ancak paralı yoldan gidebildik, siz bir gün fazla ekleyin aradaki köylere girin çıkın. Çok fazla bağ, şato var, paralı yolda ancak ilanlarını görebiliyorsunuz.
NEREDE KALINIR
Paris: Biz Şanzelize’ye yakın bir otel tercih ettik. İyi de etmişiz ama Paris büyük bir şehir, nereye giderseniz gidin metro kullanmak zorunda kalıyorsunuz. Biraz daha merkeze uzak ama daha uygun bir otel tercih edebilirsiniz.
Biz Hotel Francois 1er’de kaldık, 4 yıldızlı bir otel, gecesi 200 EUR. Çok şık, temiz bir otel, kahvaltısı oldukça doyurucu ama dediğim gibi Şanzelize’de kalayım diye yüksel bedel ödemenize gerek yok. Metro’ya her türlü biniyorsunuz.
Dijon: Dijon’a akşam vakti varacağımız için tam merkezi olsun dedik ve Ibis Center’da kaldık. Ibis Avrupa’da vasat bir otel, burada da öyleydi zaten. Gecesi 120 EUR, kahvaltı dahil.
Lyon: Hotelo Lyon Charite, idare eder bir otel, güleryüzlü personel. Sadece uyumak için otele giriyor iseniz, bizim gibi, temiz idare eder. Kahvaltı dahil 147 EUR
NE YENİR, NEREDE YENİR
Bu konuda biraz tutucu kaldık biz. Fransız mutfağı bize çok uymadı,denedik birkaç kez ama sonuç olarak kendimizi pizzacıda da bulduğumuz oldu.
Villa Sophie,canınız pizza isterse, ortam güzel fiyat ortalama kişi başı 20 EUR
La De Maison L’aubrac Tam bir Fransız mutfağı, burada soğan çorbası, peynir soslu biftek, bildiğimiz patatesi püresi ile servis ediliyor. İncir ve peynir tabağı. iki bira toplam kişi başı 50 EUR ödedik.
Boulanger Patissier, buradan güzel sandviç aldık, 5 EUR tanesi tam baget.
Paris’in Vibes, Eyfel Kulesi’ne çok yakın bir Fransız restaurantı, balkabağı çorbası kestaneli, çok hoşuma gitti.
Louvre Müzesi’nin restaurantı: Soğan çorbası içtik, güzeldi..
Yalnız dikkatimizi çeken birşey var ki o da iki çorba da püre kıvamında geldi. Herhalde Fransa’da püreye çorba diyorlar dedik.
Lyon’da çok enteresan bir yerde yemek yedik. Brasserie Georges,aynı anda 1000 kişi alabilen devasa bir restaurant. 1800’lü yıllardan beridir devam ediyor. İstiridyeli balık yedik, güzeldi. Burada profiterol mutlaka yiyin, muhteşemdi. Çikolatasını sıcak döküyorlar.
PARİS’TE İLK GÜN
Sabah 11:00 için Louvre Müzesi’nde bilet almıştık, Paris’e gelmeden önce müzenin kendi sitesinden. Otelden Louvre Müzesi’nde kadar Sen Nehri kıyısı boyunca yürüdük. Sırasıyla gördüğümüz yerler ise:
Eyfel Kulesi
Aslında bu sevgili Eyfel kulemiz 1888 fuarı için Barcelona’ya yapılması planlanmış ama fikir reddedilmiş. Bir sonraki sene Expo 1889 Paris Fuarı için özel olarak yapılmış. (Fransız Devrimi’nin 100.yıl kutlamaları çerçevesinde). Yaklaşık 10 bin ton ağırlığında olduğu tahmin edilen kule yapımında 3000 işçi, 26 ay boyunca 18038 adet demir parçayı bir araya getirmiş ve yapımı sırasında hiçbir işçiye zarar gelmemiş. Yapılan dönem göz önünden alınınca müthiş bir güvenlik önlemi. İsmini inşa ettiren Fransız inşaat mühendisi Gustave Eiffel’den alır. Aslında sadece 20 sene kalacak diye planlanan Eyfel Kulesi, dünya döndükçe duracak gibi gözüküyor. Akşam ışıklandırıldığı zaman mutlaka gidin, adeta sarı gelin!

Concorde Meydanı (Place de la Concorde)
Sen Nehri kıyısında, Şanzelize Caddesi’nin başucunda olan Fransa’nın ikinci en büyük meydanıdır. Meydanın göbeğinde bulunan dikilitaş Mısırdan hediye gelen Luksor Dikilitaşı’dır. Mısır Hıdivi Kavalı Mehmet Ali Paşa tarafından, o dönemin Fransa kralı olan Louis Philip’e armağan edilmiştir.

LOUVRE MÜZESİ
Louvre Müzesi = Mona Lisa, en azından benim için öyle. Da Vinci Şifresi’ni okuduysanız eğer bu müzeyi görmek istemeniz kadar doğal birşey yok. Çok ama çok eser var bunu dışında görülmesi gereken, bütün gün gezseniz bitmez. Biz mutlaka görmemiz gereken birkaç eseri önden not ettik ve onları görmeye çalıştık, aralarda da gördüklerimiz bonus oldu diyelim. Devasa bir müze, piramit oldukça etkili. Neredeyse dört saat kaldık ama eminim ki %20 sini ancak görmüşüzdür.
Louvre Müzesi 1793 yılından beridir müze desem şaşırır mısınız bilmem, ben şaşırdım. Aslen 12.yüzyıl sonları 13.yüzyıl başları gibi II. Philippe tarafından kale olarak yaptırılmış, ama şehir hızla büyüyünce, kale savunma özelliğini yitirdiği için 1546 yılında I. François’in zamanına denk geliyor, Fransız krallarının sarayına çevrilmiş. Carousel girişinden girerseniz müzenin bodrum katında kalenin kalıntılarına rastlarsınız. Daha sonra XIV. Louis’in Versay Sarayı’na taşınma kararıyla, bina edebiyat ve heykeltıraşlık okullarına evsahipliği yapmış. Ve 1793 yılından beridir de müze olarak hayatına devam ediyor diyelim.
NÖTR DAMME
Nötr Damme ile ilk tanışmam çocukluğumda, siyah beyaz izlemiş olduğum başrolünde Charles Laughton veMaureen O’Hara’nın başrolünde oynadığı Nötr Damme’ın Kamburu filmi ki Kambur’un ‘bana su verdi, bana su verdi’ diye ortalarda dolanmasını hiç unutmam. Zira ben de onunla beraber mutlu olmuştum. Evet ön cephe duruyor ama arka taraf ciddi yara almış. Onarımlar tüm hızıyla devam ediyor. Umarım en kısa zamanda yeniden eski günlerine kavuşur.
MOLEN ROUGE ( Kırmızı Değirmen) ŞOV
Bu bir sanat, muhteşem bir şov, akrobasiden tutun danslarıyla, şovlarıyla, kostümleriyle tam bir ziyafet. Önden online bilet aldım. Yemekli almanıza gerek yok, yemeksiz alırsanız, iki kadeh içki fiyatın içinde oluyor. Bir kişi 150 EUR, değer diyorum, başka birşey demiyorum. Yemeyin içmeyin, gidin seyredin. Biz 21:00 matinesine gittik. Düşünebiliyor musunuz aynı dansçı ve akrobatlar, bir akşamda üç şov yapıyorlar. 19:00, 21:00 ve 23:00, inanılmaz bir performans.
İKİNCİ GÜN PARİS
Sevgili arkadaşım Hilal’in tavsiyesi ile City Pharma’ya gittik ama yanlış gitmişiz, bir sürü City Fharma var zaten. Biz siyahilerin yoğunlukta olduğu Paris’in arka sokaklarına gittik, iyi de etmişiz. Sonuçta her büyük şehrin olduğu gibi Paris’in de eteklerinin altında taşlar var, onları görmüş olduk. Çokta renkliydi. Önce hoşuma giden bir fotoğrafı paylaşayım. Sonra ise adres veriyorum: 26 Rue du Four, Paris. Bu adrese gidin. Fiyat aynı mı değil mi bilemem bu kadar çok çeşidi bir arada bulamazsınız.

Sonra pek tabii ki Şanzelize…. Ne desem bilemiyorum, bu kadar ünlü marka, birarada ve çok büyük mağazalarda. Ama yolumuz gezerken Av. Montaigne’ye düştü. Burası Şanzelize’den daha ağır abilerin takıldığı mağazalar bence randevulu falan gidiliyor. Bilemem alışverişi severim ama sadece piyasa yaptık, alışveriş yapmadık, yapamadık :)
Şimdi Paris’te şöyle bir durum var, alışveriş seviyorsanız, paranız varsa bir haftada geçirirsiniz. Aynen Kıbrıs’a kumarseverlerin gitmesi gibi, Paris’e de paralı alışveriş severler gelip günlerce kalabilirler. Aksi takdirde bir gün Louvre Müzesi, bir gün d’Orsay Müzesi ki biz gidemedik, vakit olmadı, bir gün de genel bir Paris dolaşması,yani üç gün yeter.
Paris’e bir akşam varıp, sabah erken çıktığımız için aslında iki gün kaldık sayılır. Yine de iyi performans gösterdik. D’Orsay Müzesi aklımızda kaldı,inşallah onun için yine gelebiliriz…
ÜÇÜNCÜ GÜN, DIJON’ a giderken aldıda bir yağmur…
Sabah otelimizden ayrılıp Gare Montparnasse’den kiralamış olduğumuz aracı almaya gittik. Arabaya bindiğimiz gibi verelini Versay Sarayı… Ve bütün gün yağmur yağdı.
VERSAY SARAYI
Aslen XIII. Louis’in zamanında tuğla ve taştan küçük bir av köşkü imiş. XIV. Louis ise bu av köşkünü büyüterek sarayınbugünkü klasik şeklini verdirdi. XV. Louis ise saraya avlu kanatlarını ilave ettirdi.
İhtişamlı saray, Fransız barosunun sonu ve klasik üslubun batıdır. I.Dünya Savaşı sonunda mağlup Almanya ile müttefikler arasındaki anlaşma bu sarayda Aynalar Salonu’nda imzalanmıştır. Binanın kendisi kadar bahçesi ve peyzajı da çok ünlüdür.
Ve en ilinç özelliği ise sarayın yapımında tuvalet veya banyo düşünülmemiş olması. O zamanki acillik anlayışında, asiller istediği yerde gereksinimlerini giderebiliyorlarmış. Bu nedenle sarayın kokusu tüm dünyada meşhur imiş. 1789 Fransız devriminden sonra sadece 9 tuvalet yaptırılıyor, onları da sadece kral ve yakınları kullanabiliyor. Neyse bu sayede biz kadınların en sevdiği şeyler arasında yer alan parfüm çıkmamış mı ortaya…
Saraydan çıkıp Nemours’a uğradık,yağmur yağdığı için pek gezemedik. Oradan Auxerre’ye geçtik, bir kahve molası verdik. Ve gece Dijon’da kaldık
DİJON
Dijon tarihi bir şehir. Burgonya bölgesinde kalıyor. Dünya çapında güzel şaraplarıyla ünlü bu şehirde Kir adı verilen beyaz şarap türü üretilmektedir ki tattım, oldukça lezzetli idi.
Hardal pek tabii ki, hardal müzesi bile var ama biz şehre geç girip, erken terkettik. Yine de tarihi bölgesinden çok güzel fotoğraflar çektik.
LYON
Lyon’un şarapları muhteşem özellikle beyaz şarabına bayıldım. Cenevre’den sadece 160 km uzakta olan bu şehir Rhone bölgesinin merkezidir. Lyon, Fransız gastronomisinin merkezidir diyorlar ama belgesellerden izlediğim kadarıyla arabayla köy köy dolaşmak lazım ve şeflerin ufak restaruantlarına uğramak lazım. Yoksa bizim gibi bulduğumuz yerde yiyelim tarzı ile pek gastronomi anlanacağını zannetmiyorum. Ya da gastronomi turlarına katılmanız lazım. Eğer vaktiniz var ise mutlaka katılın.
Rhone ve Saone nehirlerinin birleşme noktasını görebilirsiniz. Şehir bu iki nehrin ortası ve etrafına konumlanmış bulunmaktadır.
Otelden çıkıp eski şehre varmadan faniküler e binerek Notre-Damme de Fourviere Basalikası’na çıktık. Tüm şehri tepeden seyretmek ve fotoğraflamak imkanı bulduk.

Sonra aşağı inip eski şehre doğru yürüdük. Eski şehir başlangıcında St-Jean Kathedrali var. Çeşitli peynir dükkanları, marmelatlar, şarapların arasından geçerek Pentes de la Croix-Rousse bölgesine geldik. Bu bölge gençlerin çoğunlukta takıldığı, hip mağazaların yoğun olduğu canlı ve hareketli bir bölgesi Lyon şehrinin. Bir de Roma’dan kalma amfi-tiyatrosuna ev sahipliği yapıyor. Fourviere tepesine inşa edilentiyatro Unesco Dünya Mirası Listesi’ndedir.
Dönerken rue de la Republique caddesinden geçtik, mağazaların olduğu bu cadde Paris’ten sonra sönük kaldı tabii ki… Caddenin sonunda dönmedolaba denk geliyorsunuz. Oturduğunuz kafelerde mutlaka yöresel şaraplar isteyin, markasız bir şekilde şişelerde geliyor, bayılacaksınız..
Ve bir de ne yazık ki bizim için üzücü ama Ermeni katliamı ile ilgili “Genç Türk Cumhuriyeti”nin mesul tutulduğu bir anıt var. Aşağıya fotoğrafını koyuyorum.

Evet efendim benden bu kadar, umarım bir nebze de olsa gezilerinize ilham kaynağı olabilmişizdir.






























































Comments